Perşembe, Ocak 05, 2017

yazı çağrısı: Türkiye'de Felsefenin Yüzyılı


yaklaşık yüz yıllık bir zaman kesitinde ülkemizde oluşan felsefi birikimi inceleyen yazılardan oluşacak bahar sayımıza katkılarınızı bekliyoruz.

ACININ SESİ VE KÜFÜR OLARAK ŞİİR: Fakir Kene..

ACININ SESİ VE KÜFÜR OLARAK ŞİİR

Mustafa Günay

İnsanın ve dünyanın acısını duyuran şiirlerden oluştuğu için olsa gerek oldukça ağır bir kitap Fakir Kene. Ancak Birhan Keskin kitabının başında yer verdiği “Kargo” şiiri ile kitabın ve hayatın ağırlığını taşıyabilmesi için okurlara/insanlara destek oluyor. Bir bakıma kitaptaki karanlık havanın/atmosferin içinde bu şiir bir deniz feneri, parlaklığı hep üstümüzde devam eden bir yıldız… Tarihte ve toplumda yıldızların parlamadığı, tam tersine havanın karartıldığı bir zamanı dile getiren şiirler acının sesi olarak anlaşılabilir. “Kargo” paketinde bulduklarımızdan bir parça: “Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem/zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!”(s. 9) Birhan Keskin’in şiirlerde, söz konusu acıya yol açan şeylerin başında ya da temelinde bazı karşıtlıkların/gerilimlerin yer aldığı söylenebilir. Bunlar arasında ilk başta şunlar sıralanabilir: tabiat ve metropol, insan ve insani olmayan, ölüm ve hayat(yitirdiklerimiz), zenginlik(sömürü) ve yoksulluk…

Doğanın Diliyle Konuşan Şiir
Betonlarla gökdelenlerle kuşatılmış bir şehrin insanlarına doğayı hatırlatan şiirlerde, belki özellikle İstanbul dile getirilir. Ama günümüzde kapitalizmin hemen her yerde, her şehirde doğayı da kendi sömürü ve talan sistemine dahil etme politikasını uyguladığı görülüyor. Keskin’in şiirinde metropollerde kaybolan doğa,  aynı zamanda insanın da kaybolması anlamına gelmekte.  “Çimenlerin efendisi” şiiri, insana ve doğaya aykırı politikalara karşı bir başkaldırı ve manifesto olarak okunabilir. Ağaçlarla insanların arasındaki kardeşliği vurgulayan şiir, toplumsal alanda özlenen bir dayanışma düşüncesini de ortaya koyar. “Yağmurdan sonra yayılan huzurun adıyla konuşuyorum:/Şehrin perçemleri sizin gözlerinize niye batıyor?/Biz, üç beş adam, ömrünü çimenlere adayan/Razıyız gölgesinde uyuduğumuz ağaçtan./Ve zerre ipimizde değilsin başkan.”(s. 27) “Bir balığın yaralı ağzıyla konuşuyor olmamız bundan” diyen şair, can çekişen doğanın ve insanın yanında yer aldığını çarpıcı imgelerle dile getirir: “Kuşların hatırını cebimde tutarak konuşuyorum.”(s.27)


Dünyanın Küfre Dönmesi
Şiirlerde ölüm teması ön planda yer alıyor. Birhan Keskin hem kendi yakınlarının ölümünü hem de toplumsal politik bağlamda kaybettiğimiz insanları dile getirir. Özellikle Gezi Süreciyle başlayan dönemde devlet şiddetinin kurbanı olan gençler şiirlerin öznesidir.(Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert gibi…) “Ali öldürüldü dövülerek/Kadın erkek hepimiz onun anasıyız.”(s. 35) Erkek şiddetinin kurbanı olan kadınlar da kitabın belirgin özneleridir. Bu noktada acının şiirini yazan Keskin’in aynı zamanda bir isyanın ve küfrün şiirini yazdığı da söylenebilir. Dünyanın küfre dönmesi söz konusudur. “Dünya küfrün kendisi olmuşken”(s. 27)  Bu aynı zamanda sözün bittiği ve belki de insanın insanlığını kaybettiği bir durumun da ifadesidir. Şiirlerde kendini gösteren yaşam ve ölüm gerilimi ve yaşanan acılar, toplumsal cinsiyetle ilgili olduğu kadar sosyal ve ekonomik sorunlarla da ilgilidir. “İskelede Bir Çırak” şiiri, muhafazakarlığa bir tepki olduğu kadar kapitalist ekonomi ve kültürün çarpıklıklarına ve içinde yaşanılan toplumun adaletsizliklerine yönelik bir eleştiridir. “Ama bunlar çok iştahlı allahım ve görüyorsun nasıl da dünyevi./Bunlarmış senin kulların öyle diyorlar biz de kürenin üveyi./Öyle mi?”( s. 25) Bu şiirde ve başka şiirlerde karşımıza çıkan şiir öznesi “agnostik” yaklaşımını sık sık vurgular. “Allahım bunlar tokileri seviyor, betonları, hızlı trenleri./Oysa ne acelemiz var, ben ki bunca agnostiğim yine de  biliyorum/ordaysan nasılsa geleceğiz yanına geri.”(s. 25) Dinsel anlayış ve değerlerin toplum, kültür ve siyasetin içinde egemen kılınmaya çalışılan bir dönemde, şiirlerdeki agnostik tavır hem eleştirel hem de şüpheci yönüyle önemlidir. Birhan Keskin’in şiirlerinde İslamcı ve muhafazakarlığın inanç ve değer anlayışlarındaki çarpıklık ve çelişkilerin şiirsel yorumu, insanın ve yaşamın değerini savunması açısından dikkate değerdir. Bu bağlamda adaletsizlikler karşısında tepkiyi ironik bir şekilde dile getiren “Kardeş Payı” şiiri de unutulmamalıdır.


Giderek Üzücü Bir Habere Dönen Ülke
Toplumsal sorunlardan, dünyanın gidişatından ve güncellikten beslenen şiirlerde eleştirel ve ironik söylem, yaşanan acının yükünü hafifletebilmeyi amaçlar. Bu noktada Birhan Keskin, insandan, yaşamdan ve doğadan yanı bir tavırla, acılı, kanlı ve karanlık bir dönemin tarihsel izlerini şiire taşır. Bir başka deyişle şiirler içinden geçilen karanlık zamanlardan belleğimize ve yüreğimize kazınan izler haline gelir. Bu noktada şiir ve gerçeklik arasında bir etkileşim olduğu söylenebilir. Yaşamdan, yaşananlardan beslenerek ortaya çıkan şiir, dile geldikten sonra yaşama bakışımıza yansımaya ve onu yönelik tutumumuzu etkilemeye başlar. Bu bağlamda “kargo” ve “mektup” metaforları, bir bakıma şiirin taşıdığı vicdanın ve kalbin toplumun ve kültürün damarlarında dolaşmasıdır.
Birhan Keskin şiirlerinde son zamanlarda gördüğümüz bir Türkiye haritası ya da fotoğrafı asar önümüze. Giderek üzücü bir habere dönüşen bir ülke, şiirin ontolojik mekanı olarak, yaşanan herşeyin zemini ve ortamıdır. “Türkiye giderek üzücü bir habere dönüyor…”(s. 36) Bu dizenin yer aldığı ve kadın cinayetlerine odaklanan “http://www.anitsayac.com şiirinde, insan olmanın, toplumsal cinsiyetin ve şiddetin anlamına yönelik sorgulama ve değerlendirmeler önemlidir. “Kadınların kaburgadan yapıldığına/kadınları bile inandıran neydi Birhan?”(s. 38) Yine aynı şiirdeki şu dizeler Birhan Keskin’inin tarihsel ve antropolojik bir bakışla güncelliğe yöneldiğinin işaretidir: “Koyuyor insana tabii. Bazılarını ‘insan’ hanesinde sayarken/Belki de şöyle bir şey: Bir düştü insan bir zaman/hurafesiyle yaşıyoruz ondan arta kalan.”(s. 38)   Bu noktada Keskin’in şiiri duygulandıran bir şiir olduğu kadar düşündürür de. Şiirler insanın kendisinden başlayarak başkasını, başkalarını, ülkesini ve dünyayı düşünmesini gerektirir. Şiirlerin eleştirel ve ironik söylemi, belki insanın acıyla, ölümle arasına belli bir mesafe koyabilmesine ve onu yorumlayıp değerlendirmesine bir ölçüde katkıda bulunabilir. Ama sık sık küfrün şiirde yer alması ve şiir öznesinin evde bir küfür gibi oturmaktan söz etmesi, aynı zamanda bir öfkenin de göstergesidir. Bir başkaldırıya ve giderek devrimci bir praksise dönüşemeyen öfke, kendini küfürle dile getirir. Bu noktada küfür, yaşanan dönemin niteliğini ve insanın halini de ortaya koyar.
Acının sesi olarak kendini duyuran şiir, toplumsal trajedilerin arasında bir hesaplaşma, sorgulama ve anlama çabasıyla birlikte insana ve hayata yönelik kaygılı ve derin bir bakışın yansımalarını ortaya koyar. Giderek üzücü bir habere dönüşen ülkede, yaşanan karanlık ve kanlı zamanların tarihine not düşen şiirler, kalbimize ve belleğimize seslenerek oradaki umutları, hatıraları ve rüyaları da uyandırır…
……………..

Birhan Keskin, Fakir Kene, Metis Yayınları, 77 s.

Çarşamba, Ocak 04, 2017

Ölüm Yıldönümünde Albert Camus ve Anımsattıkları


Terörün ve ölümün karşında insanı ve değerlerini Savunmak

                                                                                                                                             Mustafa Günay


                Yeni bir yılın ilk saatlerinde yine yeni bir terör eylemi ve onun acımasız sonuçlarıyla karşı karşıyayız. Yakın coğrafyamızda devam eden savaşlar, yıkımlar ve göçlerle birlikte hemen her gün tanık olduğumuz şiddet ve terör olayları da ülkemizi yaşanması güç bir yere dönüştürüyor. Bu noktada sıradan birer yurttaş olarak elimizden bir şey gelmiyor. Gücü, iktidar olanaklarını ellerinde bulunduranların ise sorumluluk bilinciyle hareket ettiklerinden şüphe duymak için çok neden var. O kadar katliam gerçekleştirildi, o kadar terör eylemi yapıldı ama ne yazık ki hiçbir siyasetçi ya da yetkili kişi çıkıp da istifa etme erdemini gösteremedi. Hepimizin canı yanıyor, yanmaya devam ediyor, ama insanlık dışı eylemler de sürüyor.

                Bu noktada Albert Camus’nün bazı düşüncelerini paylaşmak istedim. 4 Ocak 1960’ta bir trafik kazasında genç yaşta ölen Camus’nün düşüncelerinin ışığına, kararan bir ülkede ve dünyada ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Özellikle anlam, değer ve başkaldırı kavramları çerçevesinde etik ve politik düşüncelerini ifade eden Camus, 20. Yüzyılın hümanist düşünürlerinden biridir. Felsefi ve edebi eserlerinde nihilizm, saçmalık ve insanlığı felakete-yıkıma sürükleyen ideolojilerle hesaplaşan Camus, insanı ve onun değerlerini savunan bir anlayışla etkili olmuştur. Birinci büyük emperyalist savaşın acılı yıllarında doğan Camus, ikinci büyük emperyalist savaşı da yaşamış ve Fransız Direniş Hareketi içinde yer almıştır. Savaşların karşısında barışın, köleliğin ve efendiliğin karşısında özgürlüğün yanında yer alan Camus, kendi düşünce çizgisi içinde insani değerleri olabildiğince korumaya ve savunmaya uğraşmıştır. Bu bağlamda özellikle Denemeler adlı kitabındaki yazıları onun çağının sorunlarıyla yüzleşmekten kaçınmayan yanını ortaya koyar.

                Camus, bir yazısında yaşadığı çağın en önemli sorunlardan birini cinayet/öldürme olarak belirler. Çünkü onun için önemli olan insan ve yaşamdır, insanın değeri ve onurudur. Camus’nün felsefesi, ilk kez Nietzsche’nin dikkati çektiği nihilizm sorunu ile felsefi yoldan onu aşmaya çalışmış en önemli çağdaş görüşlerden biridir.

İnsan anlayışını etik ve politik düşünceleri bağlamında dile getiren Camus’ye göre, insan yaşamının hiçe sayıldığı bu çağda politik sorunların en önemlisi, öldürmenin haklı görülüyor olmasıdır. Başkalarının ölümünü düşünememenin, çağımızın bir bozukluğu olduğunu belirten Camus, istediği dünyanın, kimsenin kimseyi öldürmediği bir dünya değil (çünkü bu bir ütopyadır) insan öldürmenin haklı olmayacağı bir dünya olduğunu vurgular. İnsanı insan yapan değerlerin yok sayılmasına ya da herhangi bir dogma ve ideoloji uğruna unutulmasına karşı çıkan Camus, sanatçı ve düşünür olarak kendi düşüncesini ve tutumunu alçakgönüllü biçimde ortaya koyar.

Camus gibi,  hümanist bir düşünürün terörün ve ölümün karşında insanı ve değerlerini savunması, bugün yaşanan kaos ve belirsizlik ve derin kaygılar içinde ülkemizi ve dünyamızı yaşanılır kılma yolunda bir umut, düşünsel bir dayanak ve eleştirel bir kavrayış olabilir diye umuyorum. Şiddet ve ölüm kültürünü besleyenlere ve destekleyenlere karşı, bilimin, sanatın ve felsefenin beslediği insanca bir yaşama kültürünü çıkarabilir ve güçlendirebilirsek, insanlığın yaralarını bir ölçüde sarabiliriz diye düşünüyorum.


Pazar, Aralık 18, 2016

Felsefede Elli yıl: Doğan Özlem sempozyumu bildirileri

 
kitap hakkında yazılanlar:
 
Yücel Kayıran'ın 2 Aralık 2016, Radikal kitap ekinde yer alan yazısı:
 
http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/dogan-ozlem-felsefede-50-yil-43494

Doğan Hızlan'ın Hürriyet'te 19.11.2016 tarihli Cumartesi ekinde yer alan yazısı:

http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/dogan-hizlan_4/felsefe-ve-otesi_40282047

Perşembe, Mayıs 19, 2016

19 Mayıs ve Gençlik

19 MAYIS/ Can Yücel

"bugün ondokuz mayıs
mayısın ondokuzu
sen ey türk istiklalinin koruyucusu
sen ey ülkemizin geleceği
ulusumuzun gözbebeği
sen ey demir parmaklıklarında barfiks yapan
ranzalarda perende atan
sportmen ve kahraman türk gençliği
önünde bütün kilitbahirler açık
ama her zaman samsun'a çıkılmaz a
bu sabah da avluda volta atmaya çık"

Can Yücel
 ( 1926 - 1999 )

 .........

 GELMİŞ DÜNYANIN
DÖRT BİR UCUNDAN

Gelmiş dünyanın dört bir ucundan
Ayrı dilleri konuşur, anlaşırız
Yeşil dallarız dünya ağacından
Gençlik denen bir millet var, ondanız.

                                                                    1956

Nazım Hikmet

Perşembe, Ocak 22, 2015

Türkiye'de Aydınlanma Sorunu ve Aydınlanma Felsefesi



"Türkiye'de Aydınlanma Sorunu ve Aydınlanma Felsefesi" başlıklı felsefe söyleşisi, 24 Ocak 2015 Cumartesi günü Antakya Kültür Derneği'nde yapılacaktır.

Salı, Aralık 16, 2014

Pazar, Haziran 09, 2013

ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ RESMİ


ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİNİN RESMİ

Mustafa Günay

Özgürlüğün resmini yapıyorlar Abidin…

Meydansız şehirler, politikasız şehirlerdir. İnsanların evlerine ve işyerlerine hapsedildiği şehirler… Şöyle bir düşünsek, kaç şehirde doğru dürüst meydan var? Meydansız şehirler, yalnızlığın ve yabancılaşmanın ağır havasını solumaya devam eden yerlerdir. Meydanlara çıkmayan, meydanlarda toplanmayan şehirliler de hayatının öznesi olamayan kimseler demektir. Toplumsal bir kimsesizliğin içinde yaşayıp gitmek ne acıdır!

Bazı meydanlar da vardır ki yalnızca bir şehrin değil, bir toplumun tarihinde de yer alır. Tarihin ve hafızanın mekanı durumundaki meydanlar, geçmişi hatırlatır ve geleceği düşündürür. Taksim de böyle meydanların en önemlilerinden biridir.

Gezi Parkı, demokrasi ve özgürlük konusunda büyük bir açık hava atölyesidir. Bu günlerde Taksim’de ortaya çıkan dayanışma tablosu, toplumun bütün renklerinden oluşan bir özgürlük ve demokrasi resminin eskizleridir… Toplum mühendislerinin ve toplum mühendisliği kurumlarının, ortaya konulan özgürlük resimlerini iyi okumaları gerekir. Toplumun bütün renklerinden oluşan bu resimleri anlamayan hiçbir şeyi anlamıyor ya da anlamak istemiyor demektir.

Gezi Parkında ortaya konan resim, toplumsal yaşamın diyalektiğini gösteren bir resimdir. İmzası halk tarafından atılmıştır. Gençlerin ellerinin ve yüreklerinin çarpıntısını ve yaratıcılığını taşıyan imzanın ağırlığı, bundan sonra da etkisini gösterecektir. Başkaldırının ruhunu ve imzasını taşıyan özgürlük resmi, toplumsal tarihimizin hafıza galerisinde onurlu yerini almıştır. Halkın ve haklının onuruna düzenlenen her törende bu resmin önünde saygı duruşunda bulunacak kalplerimiz. Korku imparatorluğunun karanlığını dağıtmaya başlayan o resmin renklerinden yükselen ışıklar pusulamız olacak.

Demokrasi ve özgürlük resmi, hayatın duvarlarında ve meydanlarda yerini buldu ve bulmaya devam ediyor…  

Kendi eyleminin resmini, şiirini, şarkısını ve mizahını yaratanların estetiği, bütün kötülüklere, köleliklere ve çirkinliklere karşı, yıkılmayacak bir insanlık anıtı ortaya koymaktadır. Çiçekleri gönülden, çelenkleri beraberlikten derlenen…

9 Haziran 2013